aysetatileciksin

AYŞE’NİN KAYNAK GÖZLÜĞÜ VOL.1

Posted on: Aralık 11, 2012

Şimdi benim “yazarımız yıllık izninin bir bölümünü kullandığından bu ay yazamayacaktır” diye yazılabilen bir köşem mi var? Sevindim sanki. Ne mülkiyetçi, pis bir insanmışım ben.

Bak baştan söyleyeyim sevgili okur, burada yazılan şeyler illa ki bir kişiyi ya da kurumu işaret ediyordur. Ama sen sen ol burada okuduklarını evde genç dimağların üzerinde deneme. Yayında ve yapımda emeği geçen herkese hörmetler.

Bazen sanat camiasından arkadaşların-hepsini tanıyorum ben- düğünlerinde paparazziler soruyorlar, adam diyor ki böyle gerine gerine “eşim bizim camiadan değil”. Öyle bir fıkra vardı bu değil, bu da değil, bu bizim köyden değil diye. Valla insanın aklına bin türlü şey geliyor. Camiadan olmayana ergi bu kadar niye ki?

İlk Şoför Nebahatlık deneyimimde Atatürk Bulvarında herkes ters yöndeyken trafik polisinin “6497 ne yapmaya çalışıyorsun?” anonsuna bir hayli içerlemiş, devletin ideolojik aygıtının bu çıkışmasıyla hemen oracıkta var oluşsal bir sorun yaşamıştım. Ben biliyor muyum ki ne yapmaya çalıştığımı?

Konur Sokak’ın güzelliği devrimci bir abimizin yanına yaklaşıp da röportaj yapmak istediğimi söyleyince bana “nerelisin?” diye sorduydu da ben de kendi memleketimi söylediydim. Kendisine sorduğumda da “bacım biz dünyalıyız” dediydi. Hem dersimi bilmiyorum, hem de şişmanım herkesten.  Halime bakmadan bir de röportaj talep ediyorum, olmaz tabii. Mektebe, mektebe!

Soyadı Kanunu çıktığında herkeslere meslekleri sorulup ona göre soyadı verilmişmiş. Adam “serbest meslek” dediyse, ya da “abi biz aileden profesyonel devrimciyiz” dediyse soyadı olarak neyi uygun gördüler acaba?

Nihat Doğan da bizi görecek mi?

Kurban Bayramından bir gün önce kavurma yapmak insanı zengin gösteriyor demek ki.

Annem rüyasında Kıvanç Tatlıtuğ’la çıktığımı görmüş. Nasıl bir açık kaldıysa artık poposu. Ne çıkması yahu, o zaman yükselerek arşa değer belki başım.

Sevgilisi ya da kocası yanında olan hatunlarda garip bir haller oluyor. Görevini, ödevini yapmış bir öğrenci gibiler sanki. Çekin ellerinizi bu kadınların üstünden efendiler, yazıktır, günahtır.

Mesele göbeğini kaşıyan adam değil, sokakta şeyini kaşıyan adam.

Sevgilisi şarkıcı olan kadının kendini şarkıcı sanması “benim dedem de hafızdı” diye dindar geçinmek gibi bir şey mi?

Sevgilisi futbolcuyken kendisi manken olmayan bizden değildir.

Karakter aşınması diye bir ders açıp sınavında şöyle bir soru sorasım var: “Ne yapıyorsunuz?” sorusuna “abi ben devlet memuruyum” diye yanıt veren insanı iktidar neresinden yaralamaktadır?

Beni bu hayattan çekip çıkaracak birini arıyorum dediğimde “niye evladım pavyona mı düştün?” diyen anne, yaralarımı böyle saramazsın.

Çok hayvan sevenler, az insan seviyor sanki.

Hayatta yanlış doğruyu götürdüğünden öyle istediğin gibi sallayamıyorsun, yazık. Belki ben şansımı denemek istiyorum.

Asansörde zıplama sorusunu düşünen insan evladı, yine de çocukluğunu yitirmemiş bir bünyedir.

Uğur Arslan’a necip milletimin gösterdiği aşırı hoşgörü ve teveccüh beni umutsuzluğa düşürüyor.

Toplumla aramda bir yarılma olmasını bekliyordum, ama benim beklediğim toplumun esprilerime yarılmasıydı.

Anladım ki 35 yaşından sonra çocuk yapılabiliyor olsa da sınava girilemiyormuş.

Gevendenin günnüğü

(Gevende, çok gezen serseri manasında)

Kezban Paris’te filmindeki kıza çocukluğumdan beri pek özendiğimden biriktirdiğimiz üç-beş kuruşla dayı kızıyla gittiğim bir İtalya gezisinde Venedik’teki San Marco Meydanında kıro olduğumuzu kimse çakmasın diye, önümüze konan birer yudumluk kahve ve evladiyelik kremadan oluşan kahvemizi ağır ağır yudumladıktan sonra, bitli turist kafasıyla “oturduğumuz yerde tuvalete de gidelim” hesabı içeride tuvaleti arayıp da bulamamış, garsona sormuştum. İtalya’da gördüğümüz nadir İtalyanlardan olan pek yakışıklı garson dışarıdan bakıldığında dolaba benzeyen tuvaletin kapısını açarken şöyle demişti: “Abrakadabra!” Sihirbaz bu arkadaşsa, dolabın içinde kesilen kız olmak için yurt çapında %10 barajla seçim yapılıyordur herhalde. Şirinlik muskası seni!

Yine bu gezide Roma’daki elektrikçi dükkanından aldığım adaptörün parasını bozuk param olmadığından ödeyemeyip, sonradan aynı dükkanı bulmak için 45 derece sıcakta fotoğraftaki Aşk Çeşmesinden bir saat yürüyüp de o parayı o dükkana götürdüğümde, dükkan sahibi kadının yanındaki genç kıza bu “erdemli” davranışımla ilgili İtalyanca bir şeyler anlatması ve ikisinin bana süper kahramanmışım gibi bakmasının ardından dükkandan çıkarken “bon jour” demem ne olacak? Hem vakit akşamdı, hem çıkarken “bon jour” denilmezdi değil hesap. Bu “erdemli” davranış Fransız ırkının hanesine yazıldı diye, bir üzül, bir üzül. Faşist miyim ben yoksa yoksa? Bon jour nedir ya? Sanki kapıdan çıkarken her gün bon jour diyorum evdekilere. Yurtdışında ülkemi temsil etme kabiliyetim yok, ödül alsam “yalnız ve güzel ülke”, “dünya barışı” filan bile diyemem ben. Merci beaucoup filan derim.

Ayşe Özer

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

w

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: