aysetatileciksin

AYŞE’NİN KAYNAK GÖZLÜĞÜ VOL.2

Posted on: Şubat 17, 2013

Jeyar ölmedi, bazılarında yaşıyor.

Kentsel dönüşüm: Birileri evlerimizi işaretliyor, bu kez yıkmak için. “İnadına dümtek ve kimbilir çocuklar doğursun kadınlar bahara”.

Caprice’den iki cihan saadeti, bir saray odası alana, iki umre seyahati bedava. Caprice seneye de endüljans dağıtacakmış, Kevser Irmağı manzaralı akıllı binalardan.

Eski Türk filmlerindeki naif sevgililer nedense hep tren yollarında buluşurlardı. Kıçımıza batan platonik dikenler ve tren rayları fantezisi mi?

Nefsini terbiye etmek bu kadar makbul iken, nefs-i müdafaa neden bu kadar meşru?

Yel değirmenlerine karşı Don Kişot, yer çekimlerine karşı Felix olasım var.

Aziz memleketimden bir nükte: Sevdiği kızı takip ederken kız kendisine çemkirince delikanlı şöyle der: “Sevik da Allahsız takip de mi etmiyek?”

Songül Karlı sunduğu izdivaç programında Orhan Veli’nin şiirini okumak isteyen seçiçiye “Şiir siyasi değilse okuyabilirsin” dedi. Seçici geçirgen hınzır seni!

Dest-i izdivaç programlarının birinde kadının biri programda öngörülen niteliklerden (ev, araba, maaş) hiç birine sahip değilken karşısındaki adama “siz beni taşıyamazsınız” demişti. Özgüvenine kurban olduğum, aferim ulen.

Mahinur ile Oktay birlikteliğine Esra Erol neden onay vermedi? Ayrılığın arkasındaki büyük sır, azzz sonaaa. Esra Erol cipiyle trafikteyken yanından geçen otobüslerin içindeki insanları görünce ağlamıyor sadece, ayrıca bir onay makamı.

Ertuğrul Özkök örgütlü hareketlerden korkayormuşşş. En örgütlü hareketin genel yayın yönetmeni değil miydi ki o? Hareket yapma, hareketin Allah’ını görürsün.

Şirince’de ve Bugarach’da kıyamet kopmayacakmış, rezervasyonlar patlamış. Mavi Enerji  Grubu kaç günlük rezervasyon yaptırdı acaba? 21 Aralıktan itibaren ucu açık mı ki? Arsa, arazi, ev alanlar varmış. İsa’nın kıyamet günü buralara inip bir gemiyle onları kurtaracağına inanıyormuş bu grup. Bizim çakma solcular gibi bunlar da. Onlar seçilmişler ya, biz ezik büyüdük ya. Onlardan sonrası tufan.

-Gençlik nereye gidiyor?

-Olgunlar’ın oralardaki barlara takılıyorlarmış abi.

Perwoll reklamındaki gibi bir adam bulsam hemen evlenicem. Adam sevgilisinin defilesine elinde deterjan şişesiylen gelmiş. Öylesine naif, öylesine sevecen, öylesine domestic. Bakın da örnek alın.

Afyon Valisi meşhur fotoğraflarını internet sitesine koyan sözleşmeli personele faturayı kesip işten çıkarmış, sonra da şöyle buyurmuşlar: “Benim makamımdan olmam için çok çabalıyorlar, ne olacak ben gidince sosyal demokrat biri mi gelecek buraya?” Yok hiçbir zaman gelmiycekler, korkma.

Yılmaz Özdil’in Neşet Ertaş’ı İzmirli ilan etmesi, onu ancak o zaman sevebilmesi, her güzel sesli şarkıcı için “bu ne güzel mevlit okur ha” diyen hacı teyzeyi hatırlatıyor bana.

Ergen kızlar alsın benim gadamı diyen 40 yaşında adamlar var. Şempanze ve orangutanlar da orta yaş bunalımına giriyormuş, bu abiler evrimin belirli bir aşamasında kaldıysa demek ki.

“Çankaya Bağlarda dükkan açmak istiyorum çalışır mı?” sorusunu google a sormuş biri, benim blog çıkmış. “Ne var ne yok?” yazaydın keşke. Her şeyi google’dan beklemeyelim.

Telefonu dinleyen arkaaşlara sesleniyorum, o gün annemden aldığım elmalı turta tarifini bulamıyorum, sizde var mııı?

I see you in anotha life big brotha.

Komünist kız, mahalle çalışmasında mülkiyetin ne fena bir şey olduğunu anlattı halka, işi bitince akıllı telefonundan Feysbuktaki ilişki durumunu güncelledi. Bu benim dedi, dokunanı yakarım!

Fularlarını boyunlarından çeksen konuşamayacak adamlar var. Kuyruğu kesik kedi gibi dolaşırlar ortada. Ay ne eğleniriz!

Ben iyi bir demagog olamadım, ama kimsenin demagogu da olmadım. Ha tamam o zaman.

Mümtaz-er Türköne “kimse beni sevmiyor, çok yalnızım” demiş. Yazık lan niye sevmiyonuz oğlum adamı? Çok yalnızım be Atam.

Hayat çok zor dedi genç ve güzel kadın, Prada çantasından Louis viyutton cüzdanını çıkarırken.

Dershanelerin kapatılması da cemaatle hesaplaşmanın bir yolu herhalde. Cemaat dershanelerinde toplu fizik soruları için “verilen sayıyı 4 kök 3’e bölünüz” diye bahşedilen, camiada pek meşhur bir ipucunu kullanmıştım bir deneme sınavında. İşe yaramıştı. Test tekniğini çözmüş adamlar, kapatsan 4 kök 3’e böler yine açarlar.

Olayımız buysa 21.12.2012’de kıyamet kopabilir, bence sakıncası yok. Velakin tiyatro bileti aldıydım onlar yanar yahu.

Devrimci parkalarını Mango üretiyormuş artık Bengaldeş’teki çocuk işçiler eliyle.

Henüz üç yaşında bir kardeşim var, seni ondan bile kıskanıyorum diyen adamla evlenmeyelim sevgili kız kardeşlerim, lütfen.

Terminal evredeki kanser hastasına lunapark tavsiye etmek gibiydi bazı öneriler.

Hayatta da “beğenmekten vazgeç” tuşu olsa, bi tıklasan olay bitse. Bunu artık beğenme lan, beğenme.

Dağdaki çobanın oyuyla benim oyum bir mi diye tartışmaktan dağdaki çobandan nasıl oy alacağını tartışmaya fırsat bulamıyor yurdum solu.

Bugünlerde bünyede bir kalk gidelimcilik, bir yandan da bok yeme oturculuk var üzerinize afiyet. Metal yorgunluğu mu, pilotaj hatası mı acaba?

İstanbul’a meydan okuma tepesinde sıra vardı eskiden, artık yok. Meydan okunacak bir hali kalmamış zavallımın. Tepenin adını İdris-i Bitlisi olarak değiştirelim. Sadece Sünniler meydan okusun.

Geçenlerde pek bi sosyal medyada “çıplak görme büyüsü” diye bir şey okudum. Adam nasıl kahretmişse abazanlığına bir hayli yaratmış. Ve kahreden yaratan ki onlardır.

Red-Kit sen ne düzen yanlısı pis bir adammışıııın.

Adil Serdar Saçan, “gözaltında çırılçıplak soymak rutin uygulamadır” diyesiymiş. Ha tamam o zaman. Elle gelen düğün bayram?

Bu ecnebi filmlerdeki aydınlanma sahneleri beni benden alıyor: adam karşısındakine felsefi dozu yüksek olmayan, en fazla kendini kıymeti bilinmemiş bir Eyyub sanan arkadaşların feysbukta paylaşacağı giderli sözleri içeren bir konuşma yapıyor, birden kahramanımızın hayatı değişiyor. Yemeyin bunları olum hepsi film icabı. Misal orada adam ölürse film bitiyor ama burada bitmiyor. Sinema işte!

Benim sevmeye engel edebi kaygılarım vardı.

Direnen herkese yaramaz çocuk muamelesi yapmak: Açlık grevlerini tadında bırakalım.

Dün kendimi “duvaksız gelin olmaz” melodisi üzerine “kambersiz düğün olmaz” diye şarkı söylerken yakaladım. Those were the days my friend isimli şarkıda halay da çekerim ben bu gidişle. 80’ler değil, 90’lardı travmatik olan.

Büyükşehir tasarısındaki büyüklük kompleksi nereden kaynaklanıyor? Önemli olan işleviydi hani?

Ölüm bilinçlerimizden sürgün edilmiş meğer. Her ölüm erken ölüm o nedenle.

Parayla saadet, nimetle şaka, idamla şov olmaz.

Barış ancak bir kadın ismi olabilir.

Hasan Hüseyin Ceylan diyesiymiş ki Mirkelam’ın “her gece” isimli şarkısı 28 Şubat sürecinde askerin hökümete hatırlatmasıymış, bak bir gece ansızın gelebilirim deyi. Mirkelam da darbeciymiş yani. Zati o sıralar listelerde hep “bir numara”ydı.

Feysbuktaki “izninizle paylaşıyorum” insanı “Eskiden Beyoğlu’na kravatsız çıkılmazdı” insanıyla aynı insan sanki.

Büyüklük kompleksi, her şeyin büyüğünü sever de insanlık anıtına tahammül edemez. Onun işlevi büyük olur çünkü.

Kitle sen bilmezsin biz küçükken(yazar burada okuyucu kitlesinin çıtırrr olduğuna vurgu yapmıştır) Kalimero diye bir çizgi film vardı. Bu konulu filmde yumurta kabuğundan şapkası olan kara bir civciv yediği kazıklardan sonra “ama bu haksızlık öyle değil mi?” derdi. Ne pasif muhalif çizgi film karakteriydin sen Kalimero Abla!

Youtube’daki yorumları okuyorum arada. Geçenlerde biri şöyle yazmış: “dislike yapan sana sesleniyorum”. Olmadı buluşun döğüşün lan.

Ecnebi avratların şarkılarının kliplerinin altında yine ecnebilerin yorumları “What a wonderful song, singer” tadındayken, Türklerin yaptığı yorumların hepisinin sinkaflı olması ne tatlı di mi?

Bin yıl sonra olay yerine dönüp hala enkaz bulacağını sanan adamlar var. “Sensiz geçen günlerimi ben günden saymıyorum” bir Sibel Can şarkısıdır sadece.

TRT sanatçılarının halleri: Kırk parça sazla, sevişmeli şarkıları mahcup mahcup söylemek.

Uzun havaların ardına hareketli türkü bağlayan necip milletim, yüksek yüksek tepelerde de oynar.

Taşra düğünlerindeki teyzelerin oynarkenki halleri bile o yerin edep sınırları içindedir. Alt ekstremite sabit, sadece kollar oynar, adımlar bir ileri bir geri, yüzde belli belirsiz bir gülümseme ve mutlaka karşıdakiyle de konuşulur ki laf olsun diye oynandığı belli olsun. Yoksa insanın kocasına deyyus der bazı abiler.

Düğünlerde erkek tarafı zır deliye kız bulduk, kız tarafı da beş beterini de biz verdik diye oynuyor artık.

Feysbuk unutma hakkımızı elimizden alayor, kapatılsın.

Allah korkusu olan sekreter aranıyormuş. Korkunun varlığını nasıl anlayacaklar acaba?

Bir gün toplanıp, bankaların gönderdiği please do not reply mesajlarına, gece yarısı gelen mağaza indirim mesajlarına cevap yazalım mı?

Sadece AB bizi beğenmeyecek diye, sadece bunun için idama karşı olmak, Tanzimat kompleksinizi yiyim sizin.

“Ösym’nin sitesi yavaş açılıyor abi kesin sınav açıklanıyor şu an” diye uhrevi çıkışlar duyarsın genç yaşında. Hissediyorum evet evet açıklanıyor şu an. Bir orgazm sınırında habire F5’e basıyor gençlik. Yazıktır.

Yurdum solunun duyarlılıkları Behzat Ç.’nin reklam aralarına denk düşüyor demek ki. Başka sorum yok.

Büyükşehir tasarısı ile dağdaki çobanın oyuyla kent soylu aydın abiler ve ablaların oyu bir olacak. Aysun KAYACI’nın kulakları çınlasın. Ya da İdris Küçükömer’in.

THY’nin İstiklal Marşı içerikli reklam filmini bir vatandaş savcılığa ihbar etmiş. Milli duyguları rencide olmuş abimizin. THY işçileri grev hakları için işten çıkarılırken bu abilerden hiç ses çıkmadıydı. Vatanseverlik söz konusu olunca herkesin tek rakibi Türk Hava Yolları!

Hrant’ın katilinin ailesi Samast ismini tescil ettirmek için Patent Enstitüsüne başvurmuş. Samast marka tabanca, ya da beyaz bere üretecekler herhalde.

İnternetten porno takibinde Pakistan’dan sonra ikinciymişiz. Bir el atalım abiler!

 

 

Gevendenin Günnüğü

Trenle Ankira’ya gelirken trenin kafesinde arkadaşım “bir şeyler içelim” dediğinde “trende de içmem canım, ayyaş mıyım ben?” dedikten sonra yanımızdaki delikanlının votka içtiğini fark etmiş bulunuyorum. Bana mürteci muamelesi yapan bir bakış attı. Ben de kendisine misliyle cevap verdim. Demirden korksak trene binmezdik.

Fransız Kültürün kafesinde hesap öderken “limonata sade miydi?” diye soran çocuğa en dişlek halimle “yok nane vardı içinde” diyerek kendisinde Banu Balkon efekti yaratmışlığım var. Yitirmeden yüzündeki o anlık şaşkınlığı, bütün saatleri öylesine dondurmak isterdim. Limonata sade değildiyse demek ki.

Roma’daki Tea House sloganlı Greek Cafe’de demleme çay bulma umudum vardı. Bir umuttu işte. Tabii ki komşi yine beni hayal kırıklığına uğrattı. Denize dökülesiceler diye bağırmışım. İçimden tabii.

 

 

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

w

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: